YOZGAT BAROSU TOPLANTISI ORTAK BASIN BİLDİRİSİ
YOZGAT BAROSU TOPLANTISI
ORTAK BASIN BİLDİRİSİ
Son günlerde bazı yargı mensuplarının telefonlarının dinlendiğinin ortaya çıkmasıyla birlikte, çok sayıda açıklama yapılmış ve kamuoyunda bilgi kirliliği yaşanmaya başlanmıştır. Açıklamaların büyük çoğunluğu, “yargının üzerinde baskı kurulmak istendiğine ve yargı bağımsızlığının bu yolla zedelendiğine” ilişkindir.
Toplumsal yaşamın özü “adalet” ve “adalet duygusu”dur. Adaletin gerçekleşmediği ya da gerçekleştiği inancının yaratılamadığı bir toplumda, barış, huzur ve güvenin sağlanması mümkün değildir. Adaleti ve adalet duygusunu gerçekleştirmenin vazgeçilmez ön koşulu ise yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığı, yargıcın, sadece yasama ve yürütmeden değil, diğer yargıçlardan, toplumsal baskıdan ve kendi ön yargılarından bağımsız olması demektir. Bu nedenle yargı bağımsızlığına yönelen her eylem en başta hukukçulardan tepki alacaktır: Yargı bağımsızlığını zedeleyen her çeşit eyleme karşı, tüm hukukçular ve bu bağlamda avukatların meslek örgütü olan barolar elbette tepkilerini ortaya koyacak ve bu davranışlarla mücadele edeceklerdir.
Yargı bağımsızlığı, yargıçların sürekli olarak kamuoyu baskısı altında tutulması ya da tutulmaya çalışılması ile de zedelenmektedir. Bu bağlamda son günlerdeki gelişmeleri ele almak gerekirse:
1. Haberlerin ve açıklamaların konusu teşkil eden iletişim tespitleri, yargıç kararıyla yapılmıştır. Buna rağmen olayın –yargı kararı yok sayılarak- “telekulak, “kocakulak” gibi başlıklarla kamuoyuna yansıtılması, hatta bazı yayınlarda görüşme içeriklerinin yer alması, kamuoyunda yargının sistematik bir şekilde baskı altına alındığı izlenimi yaratarak, adalet duygusunu zedelerken, bu yolda yapılan yayınlar, dinleme kararı veren yargıçları da baskı altına alarak, yargı bağımsızlığını ihlal etmektedir.
2. İletişimin tespiti kararları, sınırlı sayıda yargı mensubu hakkında verilmiş olmasına rağmen, tüm yargı mensuplarının, hatta yüksek mahkemelerin dinlendiği şeklinde yayınlar yapılması, hem yargıçları baskı altına almakta hem de kamuoyunda herkesin kişisel güvenliğinden endişe duymasına sebebiyet vermektedir.
3. İletişimin tespiti hususunda yargıç kararı verilmiş olması, bunların mutlak olarak hukuka uygun olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Kimi dinleme kararları, yasal düzenlemelerle sıkıca bağlanan koşullara uygun olarak verilmemektedir ve bu durumda yapılan dinlemeler hukuka aykırı kalmaktadır. Bu suretle elde edilen delillerin hükme esas alınması mümkün değildir.
Birçok olayda, belirtilen şartların, kararı veren yargıç tarafından titizlikle araştırılmadığı gözlenmektedir. Bu durumda ise anayasal “iletişim özgürlüğü”, hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş olmaktadır. İletişim özgürlükleri hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş bireylerin, bu yüzden uğradıkları zararların giderimi için dava açma hakları CMK’nın 141. maddesinde düzenlenmiştir. Gerek 141. madde uyarınca açılacak tazminat davalarında, gerekse bu bireylerle ilgili olarak yürütülen kovuşturmalarda, dinlemelerin hukuka uygun olarak yapılmış olup olmadığı incelenecek ve yargısal süreç tamamlandığında gerçek ve doğru açık olarak ortaya çıkacaktır.
Ancak daha şimdiden, dinleme kararlarının hangi somut şüphe sebeplerine dayalı olarak verildiği dahi bilinmeksizin, bu kararları yok sayarak yapılan yayınlar, yürütülecek yargılama faaliyetini de etki altına almakta ve dolayısıyla yargı bağımsızlığını ihlal etmektedir. Bu durumda ise yargılama yetkili ve görevli yargılama makamları tarafından değil, basın organları tarafından yapılmış olmakta, “vicdani kanı” yargılaması tüm anlamını yitirmektedir.
4. İletişim tespit kararlarının hukuka uygunluğu hususunda kaygılar, yargıçlar hakkındaki dinleme taleplerinin bir bölümünün, adalet müfettişlerince yapılmasından kaynaklanmaktadır. Yargı Reformu Strateji Taslağı ve Eylem Planı bağlamında, Hâkimler Ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yeniden düzenlenmesi, sorunun çözümü açısından fırsat yaratmaktadır. Ancak kamuoyu beklentisinin, HSYK’nın yargı bağımsızlığına müdahale teşkil eden mevcut yapısının düzeltilmesine yönelik olduğu dikkate alınmaksızın, HSYK’nın bazı üyelerinin parlamento tarafından seçilmesine ilişkin düzenleme taslağı, kaygıları büsbütün artırmaktadır. Bu konudaki önerimiz, Hâkimler Yüksek Kurulu ile Savcılar Yüksek Kurulunun ayrılması ve aralarına Barolar Birliği de eklenerek oluşturulacak Adalet Yüksek Kurulu bünyesinde ayrı ayrı temsil edilmek üzere bir çatı altında toplanmasıdır. Bu kurulların, her derecedeki yargı görevlilerinin demokratik temsili esasına göre yapılandırılması, yürütmenin Kuruldaki etkin konumunun ortadan kaldırılması, Adalet Müfettişlerinin Kurula bağlı olarak çalışmasının sağlanması ve kararlarının yargı denetimine açık olması halinde, yargı bağımsızlığı hususundaki endişelerin önemli bir bölümü ortadan kaldırılacaktır.
5. Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde hukuk kuralları her şeyin ve kişilerin üstünde yer alır ve herkese eşit olarak uygulanır. Hukuku uygulayacak olanlar da bu kurallarla bağlıdır. Hukuk kurallarının uygulanamadığı, keyfi uygulamaların yer aldığı devletler, hukuk devleti değil militan devletlerdir. Ancak yargıçları hukuk kurallarının üstünde yer alan devletler de hukuk devleti değil, yargıç devleti olacaktır. Bu sebeple, yargı mensuplarını baskıdan kurtarmaya çalışırken yapılacak yayınlarda, hukuk devleti ekseninden yargıç devleti eksenine kayan aşırılıklardan kaçınmak zorunludur.
Özetle yargı bağımsızlığına yönelen her türlü eylemin mutlak olarak karşındayız. Özellikle –her kim hakkında olursa olsun- yargıç kararına dayanmaksızın dinleme yapan kurum ve bireyler derhal ortaya çıkartılarak, sorumluları cezalandırılmalıdır. Bu konuda herkesi sağduyulu davranmaya, eksik ya da yanlış bilgilerle kamuoyunda oluşan endişeleri körüklememeye, yargıya güvenmeye davet ediyoruz. Yargılama sistemimiz, yanlış uygulamaları düzeltmeye elverişlidir. Yeter ki yargıçlarımıza güvenelim ve onların üzerinde bir de biz baskı kurmayalım. Unutmayalım ki adalet hepimiz için zorunlu olan toplumsal temeldir ve bağımsız yargı bu konudaki tek güvencemizdir.
Diğer yandan 1982 Anayasası, gerek biçimsel, gerekse maddi yönden demokratik meşruiyete sahip değildir. Anayasa bireysel özgürlükler yerine yasakları, bireyler yerine kamusal otoriteyi, milli iradenin temsili yerine vesayet dayatmayı temel alarak hazırlanmıştır. Demokratik meşruiyete sahip olmayan ve temel tercihleri modern hukuk devletinin gerekleri ile taban tabana ters bulunan bu Anayasa’nın kısmi düzeltmelerle özgürlükçü bir yapıya kavuşturulması mümkün değildir. Bu nedenle derhal sivil, şeffaf, meşru ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanması zorunludur.
Av.Yusuf BAŞER Av. İdris ŞAHİN Av. Ali DİLBER
Yozgat Baro Başkanı Çankırı Baro Başkanı Düzce Baro Başkanı
Av. Kerim Gökhan ŞANCI Av. Mehmet İhsan DARENDE Av. Ali AYDIN
Karaman Baro Başkanı Kastamonu Baro Başkanı Kayseri Baro Başkanı
Av. Sabit ÖZDOĞLAR Av. Azat YILDIRIM Av. Mustafa Nemci ÖNCÜL
Kütahya Baro Başkanı Mardin Baro Başkanı Nevşehir Baro Başkanı
Av. Nüşirevan ELÇİ Av. Faruk BOSTANCI Av. İsmail KAHVECİ
Şırnak Baro Başkanı Tokat Baro Başkanı Kahramanmaraş Baro Başkanı
Av. Ünal YILMAZ Av. Mehmet ŞENTÜRK Av. Mustafa BULUŞ
Sivas Baro Başkanı Trabzon Baro Başkanı Iğdır Baro Başkanı
Av. Yusuf ÇİFTÇİ Av. Göksel OKUMUŞ Av. Cemal İNCİ
Burdur Baro Başkanı Kırklareli Baro Başkanı Yalova Baro Başkanı
Av. Yusuf YILDIRIM Av. Celal Mümtaz AKINCI Av. Abdülkerim YENİL
Eskişehir Baro Başkanı Afyonkarahisar Baro Başkanı Aksaray Baro Başkanı
Av. Can TEKİN Av.Yusuf YETİŞ
Erzincan Baro Başkanı Adıyaman Baro Başkanı
24.11.2009